11 Nisan 2019, 11:55 tarihinde eklendi

İrfanı arayan gençlik

İrfanı arayan gençlik

İrfanı arayan gençlik

Gençlik, insan hayatının zihinsel sahada en dinamik dönemidir. Çocukluğun bedensel hareketliliği, bu dönemde biraz dinginleşerek zihinsel hareketlilikle buluşur, bedenin dışında bir arayışa yönelir.

Kendisine uygun bir dünya peşindedir genç. Bu arayış ilme ve irfana yöneldiğinde onun hayatı bambaşka bir anlam kazanır.

Zihin dinçtir gençlikte, hafıza kuvvetlidir. Kalp tertemizdir, duygular pâktır. O dinç zihin, o kuvvetli hafıza kendisini maneviyatla buluşturacak bir şahsiyet bulduğunda, bir yol gösterici, bir murşid edindiğinde kalp, hakkın hanesi oluverir, duygular hep tertemiz kalır.

İrfan ya da marifet; bilmektir, tanımaktır, sonra bildiğini ikrar etmektir. Bilmeyi istemek, en mukaddes arayıştır; bilgi, tanımanın kapısını açar. Genç, kendini, Rabbini, O’nun eserlerini tanıdıkça bilginin tadına varır. Bilgi, gencin zihninde şişmekler çaktırır, kalbinde nur olur.

 Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri irfandan (marifetten) söz ederken der ki  “Mavi gök kubbesinin altında bizim ilmimizden daha şerefli bir ilim olsaydı gider onu öğrenirdim.”

Şeref, yüceliktir; şerefli olmak, manevi bir yüksekliğe çıkmaktır. İrfan, genci yüceltir; başını döndürmeden yükseklere çıkarır. Başı dönerek yükselen, yükseklerden yeri seçemez ve ardından fena bir düşüşle yere çarpılır. İrfanla yükselişte ise zikir hâlinde bir yükseliş vardır. İrfanla yükselenin yükseklerde iken onun zihni en dinç hâldedir, kalbi en açık durumdadır, hatırlama kabiliyeti en yüksek sınırdadır. İrfanla yükselen, yüksekleri gördüğü gibi yeri de görür.

İrfanla yükselen gencin ufku açılır. İrfan ehli genç, yaşından beklenmeyen bir bilgiye ulaşır, onun sözü hikmetli, ameli bereketli olur.

Allah cc buyuruyor: “Allah’ın, kalbini İslâm’a açtığı bir kimse rabbinden bir nur üzere değil midir?” (Zümer,  22)

İrfanı arayan genç, işte o nuru arayan gençtir. Onun kalbi İslam’a açılmıştır. O, din-i mübin olan İslam’ı öğrenmek ve yaşamak arayışındadır. Hâlinde şuurlu bir teslimiyet vardır. O kendisini, böyle bir öğrenmeye, böyle bir yaşamaya götüren yol göstericisine teslim etmiştir. O kılavuzunu mürşidini, bulmuştur, şuurlu teslimiyet içinde o mürşidin peşinden gider.

Şeytan, onun arayışını bozmak, nur diye ona narı (ateşi) göstermek ister. Mürşidinin öğrettiği zikir, onu şeytandan korur, onunla şeytan arasında bir perde olur.

İrfanı arayan genç, şeytanı dünyasından kovan gençtir. Şeytan, meclislere kendi dostları ile gelir; dostlarının bulunduğu meclisleri mekân tutar.

İrfanı arayan genç, şeytanın dostlarından uzak durur, şeytanın dostlarının oturduğu meclislere uğramaz; zikrini sürekli tutarak şeytanın dostlarının onun bulunduğu mekânı şeytanın seveceği bir mekâna dönüştürmesine müsaade etmez. Şeytanın dostlarından korunmuş olan, şeytandan korunur.

İrfanı arayan genç, nur ile nar arasındaki farkı bilir; kendisini nura çağırma adına nara götürenleri fark eder. Onların hilesine aldanmaz.

“Ey iman edenler! Eğer takvâ üzerinde olursanız O size bir furkan verir.” (el-Enfâl  29)

İrfana ulaşan genç, furkanı bulmuştur. Hak ile batıl arasındaki farkı bilmiştir, hakkı tanır; batılı da tanır. Tanımakla kalmaz, ikrar eder. Hakka hak der, batıla batıl. Hakkın harikalığı karşısında hayrete düşer, ona hayran kalır, batıldan midesi bulanır. Hakta olanı sever, hakta olana âşık olur. Batılda olanın nur gibi görünen, dıştan parlayan içeriden yakan hâlini irfanın açtığı kalp gözüyle, takvanın kendisine verdiği furkanla görür, o dışsal parlaklığa aldanmaz, o içsel çirkinliğe meyletmez. O parlaklığa aldanır da içsel çirkinliğe meylederse azıcık bir yeme kanan tayr misali tuzağa düşeceğini, zalimin avı olacağını bilir. O aldatıcı parlaklığın onu zulmete (irfansızlığın, cahilliğin karanlığına) götüreceğini, ardından onu dünyada acılara düçar kılacağını, dertlerin ateşi içinde bırakacağını, ahirette ise cehennem narına atacağını furkan ile fark eder; ateşten kaçar gibi o sahte parlaklıktan, o nur hâli verilmiş nardan kaçar.

İrfana ulaşan genç, hak karşısında hayrettedir, hâlini görenleri de hayrette bırakır. Şaşır kalır etrafındakiler, onun sahte parlaklıklardan, nur gibi görünen nardan kaçışına. Ne oluyor bu gence? Neden yaşıtlarının meylettiğine meyletmez? Diye sorgular. Ancak irfan ehli,  irfana ulaşan gencin bu hayrette bırakan hâlini anlar, onu takdir eder, mertebesinin daha da yükselmesi için ona dua eder.  

İrfana ulaşmak, olmaktır, olgunlaşmaktır.  Genç, irfanî olgunluğa ulaşınca bedensel dinamikliği hikmetli işlere yönelir. Zihinsel açıklık, kuvvetli hafıza, tertemiz kalp, pâk duygular, harika bir hâldir, harika eserlere vesile olur. Daha yaşlıların, daha tecrübe sahibi olanların yapamadıkları, bulamadıkları eserler…  “Genç yaşta ne de büyük eserler hâsıl oldu ondan!” takdirine yol açacak eserler…

Marifet yok iken, ilim yüzeyde iken böyle eserler vücuda getirmek elbette imkânsızdır. Marifetle olunca böyle eserlere sahip olmak tabii bir hâldir. İrfanın getirdiği ufuk açıklığı, zikrin getirdiği gafletten uzak kalış ve takvanın getirdiği furkandır bu tabii hâli sağlayan.

Marifet, kalp gözüyle ilâhî gerçekleri görmektir. İlahî gerçekleri gören, elbette büyük eserler meydana getirir.

Bu vesile ile irfan ehli genç, üretken gençtir. İrfan ehli gencin marifeti, eser olarak kendisini gösterir. İrfan ehli gencin hakkın harikalığı karşısındaki hayreti, harika eserler hasıl eder.  

Üretkenliği arayan, irfanı aramalıdır.  Gençliği üretkenleştirmek isteyen; irfanı arayan ve irfana ulaşan bir gençlik için uğraş içinde olmalıdır.

 

 

 

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *