08 Nisan 2019, 14:10 tarihinde eklendi

İslam'ın Galibiyet Ahlakı

İslam'ın Galibiyet Ahlakı

Ahlak, normal hallerden öte, aşırı üzüntü, aşırı sevinç,  yıkım, coşku gibi hâllerde kendini gösterir. Bir tarafın diğer tarafı bertaraf ederek hedeflerine ulaşması anlamında galibiyet de o olağan dışı hâllerdendir.

Özellikle uzun bir mücadeleden sonra elde edilen galibiyet, gurur gibi öfkenin dışa vurumuna da yol açabilir. Sevinç, gurur ve öfke karışımı akli melekeler gibi vicdanı da tatil edebilir, insanın normal hallerde yapmadığını yapmasına yol açabilir.

Galibiyetin cephede kazanılması ile sivillerin, kadın ve çocukların yaşadığı yerleşim alanlarına karşı elde edilmesi de farklılık arz eder.

Orduların ahlakları, meydan veya cephe savaşlarından öte yerleşim alanlarında ortaya çıkar. Ordular, oralarda insanî değerler konusunda imtihan olur. Ahlak, kendisini oralarda gösterir. İslam’ın galibiyet ahlakı, Rasulullah salallahü aleyhi vesellem’in galibiyet ahlakıdır.

Kur’an’ın şahitliğiyle şüphesiz ki o yüce bir ahlâk üzeredir. (el-Kalem, 4)

Kendi ifadesiyle, O güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderilmiştir. (Muvatta’, Hüsnü’l-Huluk, 8) ve Hz. Aişe radiyallahü anha annemizin şahitliğiyle Onun ahlakı Kur’an kaynaklıdır.

Onun siyeri ahlakının sadece dostlarına karşı değil, düşmanlarına karşı dahi adalet ve güzellikle donanmıştır.

Onun komutasındaki Ashab-ı Kiram radiyallahü anhüm, ilk şehir galibiyetlerini Hayber’de elde ettiler.

Pâk Nebi salallahü aleyhi vesellem Hayber yolunda iken

Ey yedi kat göklerin ve altındakilerin,

Yedi kat yerlerin ve içindekilerin,

Şeytanların ve sapıttıklarının,

Rüzgârların ve savurduklarının Rabbi olan Allâh’ım!

Biz Sen’den bu beldenin, ahâlîsinin ve içinde bulunan şeylerin hayrını istiyoruz! Bu beldenin, ahâlîsinin ve içinde bulunan şeylerin şerrinden de Sana sığınıyoruz!” diye dua etti. Cihadın ve fethin amacını duasıyla duyurdu.

Yolda giderken Ashab, yüksek sesle; “Allâhu ekber! Allâhu ekber! Lâ ilâhe illâllâhu vallâhu ekber!” diyerek tekbîr getiriyorlardı.

Bunun üzerine Nebi-i Zişan,

“Nefislerinize karşı merhametli olun! Zîrâ sizler, sağır birisine hitâb etmiyorsunuz, muhâtabınız gâip de değildir. Siz, gören, işiten, (nerede olursanız olun) sizinle olan bir Zât’a, Allâh’a hitâb ediyorsunuz. Duâ ettiğiniz Zât, her birinize, bineğinin boynundan daha yakındır.” diye buyurdu.

Hayber’in Yahudileri direndiler, savaştılar; ama nihayetinde galibiyet Allah ve Rasülü’nden taraf oldu.

Çetin bir savaştan sonra galip gelenler öfkeli olur, şehirleri harap ederler, katliam yaparlar. Oysa Rasullullah salallahü aleyhi vesellem, Yahudilerle,

  1. Bu gazada Müslümanlarla çarpışan Yahûdîlerin kanları dökülmeyecek.
  2. Hayber’i terk eden Yahûdîler, yanlarında sâdece çocuklarını ve bir deve yükü lüzumlu ev eşyalarını götürebilecek.
  3. Geri kalan taşınan ve taşınamayan malların hepsi, zırh, kılıç, kalkan, yay, ok gibi bütün silâhlar, üzerlerindeki elbiseden başka giyeceklerin tamamı; kumaşlar, altınlar ve ayrıca hazineler, at, deve, koyun gibi bütün hayvanlar Müslümanlara kalacak.
  4. Müslümanlara bırakılması gereken herhangi bir şey, hiçbir suretle gizlenmeyecek. Gizleyenler, Allahü Teâlâ ve Resûlünün emânından ve himayesinden dışarıda bırakılacak.

şartları üzerine anlaşmaya vardı.

Yahudiler, anlaşmaya rağmen uslanmayıp Rasullullah’ı zehirlemek istediler. Buna rağmen anlaşma bozulmadı, aksine Yahudilerin Hayber’de kalıp toprağı ekip biçmeye devam etme teklifi dahi kabul edildi.

Ashab’ın şehirlere yönelik Rasullullah salallahü aleyhi vesellem komutasındaki en büyük şehir sahası galibiyeti ise Mekke’nin sulh üzere fethi ile elde edildi.

Rasullullah salallahü aleyhi vesellem, Uhud’da amcası Hz. Hamza’nın ciğerini çiğneyenleri bile affetti. Bedir’de esirleri fidye ve hatta çocuklara okuma yazma öğretme karşılığında serbest bırakıldığı hâlde, başkalarının esir alıp kendilerine teslim ettiği Hubeyb bin Adiy ve Zeyd bin Desinne’yi zalimce katledenlere dahi dokunmadı.

Galibiyet anlıktır, düşmanın yenilmesini ifade eder. Fetih ise süreklilik arz eder ve düşmanın yurduna hakim olmayı, düşmanı İslam’a kazandırmayı ifade eder.

Rasulullah salallahü aleyhi vesellem, bu güzel muamele ile galibiyeti fethe dönüştürmüş; anlık bir zaferi kalıcılaştırmış; yıkmayı değil, imarı, katledip cehenneme göndermeyi değil, İslam’a kazandırıp cennet yoluna koymayı seçmiştir.

Fetih, bir nihayet değil, bir açılıştır, bir başlangıçtır. Her fetihteki güzel muamele başka fetihleri getirmiştir. Rasulullah salallahü aleyhi vesellem cihadla düşmana galip gelmiş, güzel muamele ile onların kalplerini fethetmiş, onları İslam’a kazandırmıştır.

Onun pâk halifesi Hz. Ebû Bekir radiyallahü anh, mürtedlere ve zekât vermeyenlere galip gelirken onları kılıçtan geçirmedi, onlara kendilerini ıslah etmeleri için bir fırsat daha verdi. Cennetle müjdelenenlerden olan Sıddık halife, Bizans’a karşı cihada gönderdiği ordusuna  “Düşmana galip gelirseniz şayet yaşlı, kadın ve çocukları öldürmeyin! Hayvanları kesmeyiniz! Söze sadakat gösterin, ahdi bozmayın! Mabedlerde ibadet eden abidler göreceksiniz onlara dokunmayın!” diye emretmiştir.

Hz. Ömer radiyallahü anh da bu yolu sürdürmüş, onun devrinde Humus şehri Ebu Ubeyde b. Cerrah tarafından fethedilip cizyeye bağlanmış ama şehrin elde tutulamayacağı anlaşılınca cizyeler iade edilmiştir.

Dımaşk (Şam) fethedildiğinde şehrin büyük kilisesinin ihtiyaç kadarı camiye çevrilmiş, geriye kalan kısmını Hıristiyanlar kilise olarak kullanmaya devam etmişlerdir. Galipler bir yanda, mağluplar diğer yanda hürce ibadetlerini yapmışlardır ki dünya, o güne kadar böyle bir muamele görmemiştir.

Beytü’l-makdis (Kudüs) aylarca kuşatılmış, nihayetinde şehrin başrahibi şehrin anahtarlarını ancak Hz. Ömer’e teslim edeceğini söylemiş. Adaletin simgesi, Ömerü’l-Faruk radiyallahü anh, bineğine binip Kudüs’e kadar gitmiş, şehir amanla teslim almış, kimsenin burnunun kanamasına izin vermemiştir.

Aynı dönemde Urfa (Ruha), İyaz b. Ganm radiyallahü anh’ın komutasında Kudüs gibi fethedilmiş, Diyarbakır (Amid) aylar süren kuşatmadan sonra aynı şekilde alınmış; şehrin en büyük kilisesi Dımaşk’taki kilise gibi ihtiyaç kadar camiye çevrilmiş, ihtiyaç duyulmayan kısmı Hıristiyanlara bırakılmıştır.

Müslümanlar, birbirlerine karşı ilk galibiyeti ise Cemel Vakası’nda elde etmişlerdir. Savaşın galibi Hz. Ali radiyallahü anh, mağlupları esir almamış, onların selametle yerlerine dönmelerini sağlamıştır.

Müslümanların birbirlerine karşı ikinci galibiyeti ise Sıffin’de vuku bulmuştur. Bir kez daha savaşın galibi olan Hz. Ali keremellahü vechehü, Kur’an-ı Kerim’i mızraklarının ucuna takarak askerlerinin savaş azmini kıran muarızlarının esirlerini köleleştirmemiş, haşa kadınlarını cariyeleştirmemiş, mallarını ganimet almamıştır ki kendisinden sonra idareciye karşı isyan eden Müslümanlar hep Sıffin hukuku üzerine muamele görmüştür.

Sıffin’den 500 yıl sonra Nûreddin Zengî Hazretleri, Dımaşk’ı Tuğtiginler (Börîler) hanedanından savaşla değil, uzun kuşatmalarla ve bir kuşun kanadının dahi kanamasına izin vermeden almıştır.

Selâhaddîn-i Eyyûbî Hazretleri, kendisine karşı orduları toplayıp Halep yakınlarında savaşa girişen Musul Atabegi, sefahat, şarkıcı kadınlar ve içki düşkünü II. Seyfeddin Gazi’yi mağlup etmiş, ordusunun tamamına yakınını esir almıştır. Ama II. Seyfeddin Gazi’yi serbest bıraktı, askerlerine de “Dileyen cihadımıza katılsın, dilemeyen evine dönsün!” dedi, savaş atlarını onlardan aldı ama onlara binek atları verdi, dileyenler o atlarla evlerine döndüler. İade edilenler arasında II. Seyfeddin Gazi’nin güvercinleri ve şarkıcı kadınları dahi vardı.

Selâhaddîn, kendisini yıllarca uğraştıran, en küçük kardeşi, evlerinin azizi Börî’yi şehid eden, iki kez Haşhaşileri kendisini öldürmeleri için görevlendiren Halep’te kimseye dokunmadı. Şehir halkı, emirin teslim kararını ona hakaretler ederek protesto eden şehir halkından veya askerlerden tek bir kişiyi dahi cezalandırmadı.

Haçlılar, İslam topraklarına girdiklerinde Ma’arretü’n-Nu’man’da Müslümanların çocuklarını şişlere geçirip kızarttılar, Kudüs’te sokaklar kandan nehirlere dönünceye kadar Müslüman katlettiler, Askalan’da ve Mısır’ın şehirlerinde o katliamı yenilediler. Ama Selâhaddîn, Kudüs’e girdiğinde savaş suçlularını dahi affetti.

Selâhaddîn, Mekke nasıl fethedilmişse Kudüs Hz. Ömer tarafından nasıl teslim alınmışsa Kudüs’ü bir kez daha öyle teslim almıştı.

Bu ahlak Allah’ın Rasulün’den ve Onun pâk ashabından kalmadır. Tâbi, metbu gibi davranmış aradan geçen 500 yılı aşkın zamana rağmen sünnet kamilen sürdürülmüştür.

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *