08 Mayıs 2019, 23:39 tarihinde eklendi

“Ramazan örfü” ve “Ramazan eğlenceleri”

“Ramazan örfü” ve “Ramazan eğlenceleri”

“Ramazan örfü” ve “Ramazan eğlenceleri”

Oruç, nebilerin aleyhimselam ve onlara inananların bilinen ibadetlerindendir. Allahü Zülcelâl, pek çok hikmete binaen kullarından oruç tutmalarını istemiş, O’na iman eden kullar, ilk günden bu yana O’nun bu emrini yerini getirmekten mutluluk duymuşlardır.

Resulullah salallahü aleyhi vesellem de henüz Mekke’de iken de oruç tutuyordu. Ama Ramazan orucunun farziyeti Hicret’ten on sekiz ay sonra, Şabân ayının onuncu günü, Bedr gazvesinden bir ay önce gerçekleşmiştir.

Bakara 183’üncü ayet-i kerimede Rabbimiz “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” Buyurmuştur. Böylece Ramazan orucunu tutmak için gerekli niteliklere sahip her Müslümana Ramazan ayını tarif edilmiş süre içinde oruçlu geçirmek farz olmuştur. 

Resulullah salallahü aleyhi vesellem ve ashabı radiyallahü anhüm, Arabistan’ın ortasında Ekvator sıcaklarının insanı kavurduğu bir coğrafyada susuzluğa ve açılığa Allahü Zülcelâl’in rızası için katlanarak oruç tutmuşlardır.

Onlar, iftarla ve Allahü Zülcelâl’in kendilerine vereceği mükâfatın büyüklüğüne inanarak sevinmişlerdir.

Ashab ve tabiin Allahü Zülcelâl’in rahmet ve bereketi üzerlerine olsun, Ramazanı ibadetleri yoğunlaştırmak için fırsat bilmişlerdir. Ramazanı sevinçle karşılamışlardır. İftarı sevinçle karşılaşmışlardır. Sonra bayramı sevinçle karşılamışlardır.

"Oruçlu için iki sevinç ânı vardır: Biri, orucu açtığı anki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu anki sevincidir.'' (Buhârî, Savm 9; Müslim, Sıyâm 163) diye buyuruyor Resullah salallahü aleyhi vesellem. Evliyalar ve diğer salih kişiler de iftar sevincini, bununla birlikte Allahü Zülcelâl’a kavuştuklarında alacakları mükâfatın sevincini hep hissetmişlerdir.

Ne var ki Müslümanların sayısı çoğalıp da bu iki sevinci hissetmeyenler arttığında kimi yerlerde bu hâlle örtüşmeyen bir “Ramazan örfü” doğmuştur. O örfle, Ramazan bir tür şenlik ayı hâline gelmiştir. Manevi sevinci olması gerektiği kadar hissetmeyenler, iftar sofraları müzikleri ve Ramazan akşamının eğlenceleri ile sevinmenin yolunu aramışlardır.

Geçmişte bu örf, özü itibari ile haram şeyler barındırmazdı. O örfte kişiler, Ramazan akşamlarında farklı etkinliklerle vakitlerini geçirirken Ramazanda vakti salih amelle geçirme bereketinden yoksun kalırlardı. Ama eğlencelerine haramı da katmazlardı. Onların zararı bereketten yoksun kalmaktan ibaretti. Elbette bu büyük bir zarardı. Yine de “bilmeyenler”, o zarara yönelirlerdi.

Sonra gittikçe İslamî kaidelere aykırı kimi etkinliklerin de “Ramazan örfüne”ne taşındığı oldu; “Ramazan eğlencesi” diye özgün bir eğlence türü oluştu. Allahü Zülcelâl muhafaza buyursun, kişiler Ramazan bereketiyle bereketleneceklerine “Ramazan eğlenceleri” adı altında akşamlarını günah olmadığına inandıkları şeyleri seyrederek veya dinleyerek geçirmeye başladılar. Kulaklarını vaaz ve nasihate değil, argo sözlere verdiler. Dillerini zikirle değil, “lehv” kapsamına giren anlamsız eğlencelerle yordular. Gündüz kazandıklarını gece kaybetmek gibi büyük bir ziyana uğradılar.

Kaynağını Kur’an-ı Kerim ve Sünetten değil, “Ramazan örfü”nden alan “Ramazan eğlenceleri”, kimi zaman “toplumun tamamına Ramazan’ı hissettirmek” gibi iyi bir niyetle yapıldı. Ne var ki bu iyi niyet, Ramazan’dan hakkıyla istifadenin önüne geçti, Ramazan’ın manevi havasına halel getirecek boyutlara vardı.

Orucu farz kılan Allühü Zülcelâl’dir. Ramazan’ın nasıl geçirileceğini Resülü salallahü aleyhi veselleme öğreten O’dur. Bize Ramazan’ı nasıl geçireceğimizi öğreten de O’nun Resülü salallahü aleyhi vesellemdir.

Allahü Zülcelâl’in Resülü salallahü aleyhi vesellem, Ramazan’la ilgili şöyle buyurmuşlardır:

“Ramazan ayının ilk gecesi olunca, şeytanlar ve azgın cinler zincire vurulur. Cehennem kapıları kapanır ve hiç biri açılmaz. Cennet kapıları açılır ve hiç biri kapanmaz. Sonra bir melek şöyle seslenir: Ey hayır dileyen, ibadet ve kulluğa gel. Ey şer isteyen günahlarından vazgeç. Allah’ın bu ayda ateşten azat ettiği nice kimseler vardır ve bu Ramazan boyunca her gece böyledir.” ( Tirmizi, Savm, 1)

Bu kutlu çağrıya icabette argonun, lehvin, dedikodunun, nefsi coşturan müzikleri dinlemenin yeri yoktur.

 Allahü Zülcelâl’in Resülü salallahü aleyhi vesellem, o güne kadar inmiş olan Kur’an-ı Kerim ayetlerini Hz. Cebaril aleyhisselamle mukavele yapardı. O mukavele ile Ramazan ayında mukavele sünnet olmuştur. 

Ramazan, Kur’an ayıdır.    Allahü Zülcelâl buyuruyor.  “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır.”   (Bakara 185)

Ramazan, Kur’an-ı Kerim tilaveti için bir fırsat olarak görülmelidir.

O salallahü aleyhi vesellem, Ramazan’da sadaka vermeyi teşvik ederdi. O salallahü aleyhi vesellem, cömertti. Ramazan’da O’nun cömertliği daha da artardı. Ashabına da çokça sadaka vermelerini tavsiye ederdi.

O salallahü aleyhi vesellem, Ramazan akşamlarında teravih kılardı, teravih kılmayı tavsiye eder, bununla birlikte teheccüd namazına da teşvik ederdi.

Ramazan’ı güzel geçirmek, bereketli geçirmektir. Ramazanı bereketli geçirmek, Hz. Muhammed Mustafa salallahü aleyhi vesellem gibi geçirmektir.

Rabbim Ramazan güzel geçirmeyi, bereketli yaşamayı nasip eylesin…

 

 

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *