03 Mayıs 2019, 20:15 tarihinde eklendi

Ramazan ve Öfke

Ramazan ve Öfke

Ramazan ilgili bilinmeyen bir zamanda, bilinmeyen bir sebepten halk arasında yayılan bir hâl söz konusudur. Ramazan'a hazır olmak, davranışı öfke ayarına almak gibi yanlış bir anlayış halk arasında yer edinmiştir. “Ramazan geldi, öfkeye hazır olalım” diye adeta bir ilan yapılır dört bir yanda.

Henüz Ramazan’ın ilk günü, günün kuşluk vaktinde, acıkma veya susama söz konusu değil iken bu öfke ayarı davranışta kendini gösterir ki mazereti hazırdır hep bu öfkenin: “Efendim af buyurun, oruçluyum da onun eseri işte bütün bu hâlim” der öfkelenen; herhangi bir kamusal mekânda, işyerlerinde, ya da bir toplu taşıma aracında…

Bir öğretmen kalbini kırar öğrencisinin,  bir müşteri esnafın, bir kız annenin, bir yol arkadaşı, yoldaşının… Hatta henüz öğle vakti olur da cemaat buluşursa Allah'ın mescidlerinde olmadık tartışmalar vuku bulur. “Efendim, kusuruna bakmayın, oruçlu da ondan öfkeleniveriyor” diye cümle cemaat mazeret buluruz, öfke ayarının manevi ortamı alt üst eden yankısına.

Kim bilir belki de bu, geçmişte daha çok zoraki oruç tutan, takvadan uzak ama toplumsal kınanmanın yanında Osmanlı koşullarında idarenin açıktan oruç yiyenlere karşı tedbirlerinden endişe duyanların hâliydi, sonradan âdetten oluverdi. Yanlış istikamette yol alanların hâli, cümlemizin hâline dönüşüverdi.

Ya da bir dönem medyanın Ramazan karşıtlığı ile, bu mübarek ayda gerçekleşen her hâli, kasıtla Ramazan'ın bereketine, rahmetine, mağfiretine aksi yönde yorumlayarak oruçlu bulunmaya bağlaması, hatta oruçsuz olanları dahi oruçlu imiş de ondan bazı olumsuz hâllerde bulunmuş diye olduğundan farklı göstermesi, toplumsal algıyı etkiledi de bu tür yanlış bir hâl yaygınlık kazandı. Başka bir ifade ile bu öfke ayarını, oruç ehli değil de oruca karşı olanlar yaygınlaştırıverdi.  

Böyle düşünmemiz için mühim bir kanıt mı vardır, “Evet” elbette. Zira  Rasülüllah salallahü aleyhi vesellem ve ashab-ı kiram radiyallahü anhüm, daha ağır koşullar altında oruç tutmuşlar da onların Ramazan-ı Şerif’te öfkelendikleri duyulmuş değildir.

Bedir Savaşı Ramazan-ı Şerif’te olmuştur, Mekke’nin fethi de Ramazan-ı Şerif’te gerçekleşmiştir. Ashab-ı Kirâm, zorlu yol koşullarında Allahü Zülcelâl’in verdiği ruhsattan istifade ederken oruçlu bulundukları hâllerde itaatsizlikte bulunmamış, birbirleriyle çekişmemiş, kavga etmemiştir. Sonraki zamanlarda olduğu gibi günümüzde de salih şahsiyetlerin Ramazan orucu bir yana, sünnet orucunu tutarken dahi sebepsiz yere öfkelendikleri duyulmamıştır. Aksine oruçlu olmak, onların davranışlarına yumuşaklık, seslerine incelik, yüzlerine gülümseme olarak yansır.

Ramazan'da sırat-ı müstakim, Resûl-i Ekrem sallahü aleyhi vesellem’in, Onun pâk ashabının radiyallahü anhüm ve salih insanların Allah onlardan da razı olsun yoludur. Hak, onların gittiği yöndedir.

Gelin, “Fesübhanallah, Ramazan, bize rahmet, bize bereket, bize bağışlanma, bize Allahü Zülcelâl’in övgüsüne mazhar olma, hülasa bize iyilik görme ve iyilik yapma fırsatı veren mevsim iken hangi etkiyle, niye öfkelenelim?” diyelim. Ramazan'ı öfkeyle değil, mutluluğu bulan her şahıs gibi gülümseme ile karşılayalım. Ramazan'da öfkeye değil, gülümsemeye hazır olalım.

Buyurmuşlar ki Hz. Peygamber sallahü aleyhi vesellem,

“Mümin kardeşinin yüzüne tebessüm etmek sadakadır.”

“Selam verirken gülümseyen, sadaka sevabına kavuşur.”

“Mallarınızla herkesi memnun edemezsiniz. Güler yüz ve tatlı dil ile, güzel ahlakla memnun etmeye çalışınız.”

Rabbim, Ramazan'ın bereket, rahmet ve mağfiretine sevinenlerden, sevincini güzel huyla belli edenlerden eylesin…

 

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlendi *